TÜRKİYE VE DÜNYA DA SİYASAL İSLAMCILIK – 1

Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti devletinin lâik , demokratik rejimi ile kan davası gütmeyen inançlı vatandaşlarımızın bu yazı

nın muhatabı olmadığını altını çizerek belirtmek isteriz. Ancak takiyye yapanlarla ( Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı yapan iş birlikçi, iki yüzlü münâfıklarla) bir hayli sorunumuz var. Bu yazı din kisvesi altında kendilerini kamufle edip, aslında genetik bozukluklarının bir tezahürü halinde siyasal islâmı kendilerine kalkan yapanlar için yazılmıştır.

“Siyasal İslam”, Dünya’yı sömüren büyük devletler tarafından çok rahat ve müsait bir şekilde kullanılıp, gelişmekte olan 3.Dünya ülkeleri diye tabir edilen ulus devletler için tam bir “TRUVA ATI” dır. Bir felâkettir. Siyasal İslam ölümcül bir virüstür. Beslendiği ana kaynak “cehâlet ve bilgisizliktir”. Bu virüsün ölümcül etkileri günümüzde orta doğu da kendini göstermiştir. Siyasal İslamcılık virüsü Türkiye’ye de sıçramış, yayılma çabasındadır.
Türkiye de siyasal İslamcılığın kökenleri Cumhuriyetten eskidir. Osmanlı imparatorluğunun gerileme ve çöküş dönemlerine kadar uzanır. Bunlar ta o zamanlarda, Tanzimat, I. ve II.Meşrutiyete şiddetle karşı çıkmışlar, bu yenilik ve ıslahatları yapanları “kâfir” olmakla suçlamış, Osmanlı donanmasını Haliçte çürümeye terk eden 2.Abdülhamiti kutsamışlar, tarihimizde ki meşhur 31 Mart ayaklanmasını çıkarmışlardır. Kısacası bunlar her türlü ilerleme ve yeniliğe karşı çıktıkları gibi müsait ortam bulurlarsa, bulundukları ülke ve devletlerin rejimlerini yıkmak için başka büyük devletlerle iş birliği yapmaktan çekinmeyen hain topluluklardır. Şimdi günümüzde “said-i nursi ( kürdi ) denilen mürteci ve kürtçü kişinin ideolojik mirasçısı sayılan F.Gülen denilen kerameti kendinden makul kişi, “Amerika, Dünya gemisinin kaptanıdır” şeklinde ki açıklaması, siyasal İslamcıların nasıl bozuk bir zihniyete sahip olduklarını anlamanıza yeten binlerce örnekten sadece birisidir. Bu kişi ve cemaati yakın zamana kadar, Türkiye yi yöneten hakim güç ile ittifak edip Türk Ordusuna akıl almaz iftira ve sahte delillerle saldırıp , en değerli komutanları ( özellikle deniz ve hava kuvvetleri çökertildi ) yıllarca tutsak ettiler. Bu konuların derinliklerine hiç girmiyoruz. Zira dönek ve liberal/liboş diye tabir edilen hükümet yanlısı yazarlar dahi bu kumpası itiraf edip, kabul etmişlerdir. Cemaat, şayet hükümet ile yollarını ayırıp düşman olmasaydı belki de bu komutanlar ömür boyu tutsak kalacaktı. İdam cezası yürürlükte olsa idi belki de bu komutanların bir kısmı yada hepsi idam edilecekti. Komutanlar yeniden yargılanmak üzere tahliye oldu. Yüksek ihtimalle artık tamamen beraat edecekler ama geride bıraktıkları yılları kim geri getirecek ? Bunun yanında tutsaklık esnasında hayatını kaybedenler ve bunun tam tersi kendileri içerideyken yakınları vefat edenler, kararan hayatlar. 2001 – 2014 yılları arası “lanetli yıllardır”. Türkiye Cumhuriyet tarihinin kesintiye uğradığı, toplumsal bilinç ve toplumsal cinnetin yaşandığı kara lekeli yıllardır. Kendileri baş örtüsü zulmü, şiir okurken hapse girdim falan derken yüzlerce ordu mensubunun hayatlarını kararttılar. Görünen o ki siyasal İslamcıların Türkiye de ki ağır tahribatlarını temizlemek on yılları alacak bir süreç. Esasında bu makalenin konusu epey hacimli bir kaç kitapla ancak anlatılabilir ama yine de sizler için bir özetlemeye çalıştım. Siyasal İslamcılık konusu ile ilgilenenler ve konuyu akademik boyutta büyüteç altına almak isteyenler için tavsiye edebileceğim 4 kitap var ; Selin Çağlayan’ın “Müslüman kardeşlerden yeni Osmanlılara” imge kitapevi / Yrd.Doç.Dr.A.Vehbi Ecer : Tarihte ve günümüzde ihvan-ül müslimin / Uğur Mumcu : Rabıta / Sabahattin Önkibar’ın “İşte İslamiyet’in ve Türklüğün Katilleri” / gibi..
Türkiye de siyasal İslamcıların yükselişi 1950 li yıllar da Menderes ( DP ) iktidarı döneminde başlamış, 1980 askeri darbesi ile tavan yapmıştır. ( tabi bunun çok öncesinde Atatürk’ün sağlığında “Terakkiperver Fırkası” var ama konumuzun uzağında kaldığı için onu saymıyoruz ) Bizim için önemli olan “siyasal İslamcıların” ne zaman kökleşmeye, kurumsallaşmaya başladığıdır. Bu dönem DP ( Demokrat Parti / Menderes ) dönemidir. Zira Tayyip Erdoğan ve şürekâsı iki de bir her fırsatta “Biz Mendereslerin, Özalların” devamıyız şeklinde defalarca beyanat vermişlerdir. Türkiye de merkez sağın en büyük günahlarından biriside ülkede Cumhuriyetçi bir merkez kitlenin oluşumuna katkı yapmaması bir yana, bu oluşumun gerçekleşmesine izin vermemesidir. Merkez sağın kemikleşmiş bir oy kitlesi hiçbir zaman olmamıştır. Sağ oylar zaman zaman bir oraya bir buraya gidip gelmiştir. Merkez sağ 1950 – 2001 yılları arasında Cumhuriyetin karşısında bilerek, bilmeyerek karşı devrimi besledi, büyüttü ve yarattığı canavar kendisini de yedi.
Sağ cenahta MHP ye gelince. Aslına bakarsanız 2002 den bu yana akp ye stepnelik görevi yapan MHP için iş işten geçmiş durumda. 4 + 4 + 4 eğitim yasasını destekleyen ve hurafenin din kılığında laik okullara girmesini teşvik eden MHP nin bu durumda aslında akp den bir farkı yok. Kısacası merkez sağ dediğimiz partiler Türkiye de siyasal İslamcılığın gelişimine katkıda bulunmuş, ona uygun iklimi meydana getirmişlerdir. 1923 ün laik Cumhuriyetine karşı olan müflis ve dönek solcular, neo-liberaller de son anayasa referandumunda “yetmez ama evet” diyerek akp ana yasasına oy vermişlerdir. Türk devrimine (Cumhuriyet Devrimine) karşı siyasal İslamcılar ve enternasyonal kuyruk solcuları el ele vermişlerdir. Buradan şu sonuçları çıkarabiliriz ; siyasal İslamcıların karanlık ve kötülük dolu rahminden ucube bir çocuk dünyaya gelmiştir. Bu çocuğun adı : akp dir. Diğer enternasyonal solcuların rahminden de pkk/tikko/dhkp gibi ucubeler Dünyaya gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti bu iki ucube, bu iki başlı ejderin zulmü altında inlemektedir. Şimdi günümüzde yeni doğrum sancıları var. Bence Dünya ya gelecek üçüncü çocuk aynı destanlarda ki gibi diğer ikisinin başlarını gövdesinden ayıracak, Türkiye Cumhuriyeti devleti yeniden Cumhuriyet devrimleri rotasına girecektir. Başka çıkış yolu yok

.

SİYASAL İSLAMCILARIN ANLAMADIĞI YADA ANLAMAK İSTEMEDİĞİ KONULAR
Siyasal İslamcılar sözcüklerin büyülü gücüne iman ederler. Bunlar için gerçekler yoktur, sözcükler vardır. Gerçekleri inkâr ederseniz, gerçekler yok olur. Buna çarpıcı bir örnek verebiliriz. Vereceğim örnek bizzat canlı yaşadığım bir örnektir. Sanırım 2007 senesiydi. Bir internet site tartışma forumunda incelediğim bir konu oldukça ilgimi çekmişti. Forumda ki konu : “Arapların Orta Asya da korunması zayıf bazı bölgelere gelip, burada yaşayan Türkleri kadın, yaşlı, çocuk demeden katlettiği , bazılarını da köle pazarlarında satılmak üzere yanlarında götürdüğü şeklindeydi. Bu bölgelerin ismi “Talkan ve Curcan” isimli bölgelerdi. Üstelik konuyu yazan kişi bu tarihi olaya ilişkin bir çok kaynak vermiş. Bende bununla yetinmeyip neredeyse bir günümü buna ayırdım. Benim için varsayımlar, halk arasında ki dedikodular, efsaneler, söylentiler yada bir ideolojiye körü körüne taraf olmak önemli ve geçerli akçe değildi. Benim için geçerli olan gerçek ve hakikatlerdir. Bilimdir. Araştırmaların sonucu bu tarihsel olayı doğru çıkardı. Yaşanan insanlık dışı katliam doğru idi. Ancak benim işim sadece bu tarihsel olayların doğru olduğuna dair verileri ortaya çıkarmakla kalmadı. Yine her zaman ki gibi rahat durmadım ve bir zındıklık daha yaparak..:) X müftülüğüne gittim. Buraya gitmeden önce “islam tarihi ansiklopedisine” baktım ama bu olaylar adeta yok hükmünde. Yani böyle bir katliam hiç olmamış gibi. Tevil edilmiş, üzeri örtülmüş. Onlara göre orta asya ya bir lokma bir hırka derviş/evliyalar ve küçük gruplar islamı yaymak için gitmişmiş. Bu tarihsel olayların neden islam tarihi ansiklopedisinde olmadığını söylediğimde binbir dereden su getirdiler. O badem bıyıklarını gere gere, sırıta sırıta beni ikna etmeye çalıştılar. Bu katliamla ilgili bilgi ve belgeleri önlerine koyunca da şaşırdılar. Bu kez sinirlenip ümmetin arasına fitne sokmak isteyenlerden olduğumu iddia edecek kadar ileri gittiler. Sonradan katli vaciptir diye ilan etmişler midir ? bilinmez ama bu olay gerçekten komik ötesi trajikomik bir olay.
O savundukları, ümmet dedikleri Arapların 1.Dünya savaşında Yemen çöllerinde Türk askerini arkadan vurmaları bir yana, daha kendi aralarında anlaşamayan, zengin petrol kaynaklarıyla üretmeden tüketen, birbirlerini boğazlayıp, kelle alan bu vahşi çöl bedevilerini savunmak size mi kaldı bre munkabızlar ? Yalan söylemek dinde büyük günahlar arasında ise neden olmuş bir olayın üzerini örtüp yalan söylüyorsunuz ?
Diyorlar ki ; Tamam. Böyle bir tarihi olay olmuş olsa bile bunu gündeme getirmemek lazım. Aradan kaç yüzyıl geçmiş. Bunlar ümmetin arasına fitne sokan bilgiler diyorlar. Cehalete bakar mısınız ? bunun tercümesi ; gerçek olmuş tarihsel bir olayı açıklama, sakla, gerekirse yok et, insanlar uyumaya, afyonlanmaya devam etsinler diyorlar. Ama aynı zihniyetin dışa vurumu olan “islam ansiklobedisi”nden tutunda tüm İslamcı yayınlar, Abbasilere saldırıp, Bağdat’ı ele geçiren Moğol-TÜRK Hükümdarı “HÛLAGÜ” yü merhametsiz bir kafir, acımasız bir katil olarak tanıtıyor. Araplar, Türk illerine saldırıp halkı kılıçtan geçirince İslamcı yayınlarda yer almıyor ama her nedense Türkler Bağdat’a girince katliam yaptılar diyorlar. ( Bu arada bir dip not : Araplar, Hülâgü’ den çok önce Türk illerine saldırmışlardır. Hülagü bir nevi bu katliamın intikamını almıştır ) Yine bu HÜLAGÜ nün Araplarla savaşında bile bir çok yalan ve efsane mevcuttur. Savaşlarda savaşın doğası neyse o gerçekleşir. Şehirde tahrip olur, evlerde yıkılır. Savaş bu. İnsanlar her halde boks yada güreş yapmaya gelmiyorlar. Bu iftira ve efsanelerden birisi, Hülâgü’nün Bağdat kütüphanelerini yaktırıp kitapları Fırat ve dicle nehirlerine attırdığı ve nehrin günlerce mürekkep aktığı efsanesidir. Halbu ki aynı Hülagü Bağdatı ele geçirdiğinde bilim ve din adamlarına çok iyi davranmış, rasathaneler kurdurmuş, bilim ve sanata çok önem vermiştir.
İSLAM DÜNYASI NEDEN GERİ KALDI ?
Çok sık sorulan ama yanlış sorulan bir soru. Bir sorunun yanıtının doğru olabilmesi için öncelikle o sorunun doğru sorulması gerekir. İslam dünyası neden geri kaldı sorusu, içerisinde sanki bir siyasi otorite veya ideal etrafında birleşmiş bir İslam dünyası varmış gibi bir dayatma içerdiğinden ve üstüne üstlük bu dayatma hatalı olduğundan hatalı bir sorudur. Sadece gözlem yapmak yeterli. Son Irak savaşında yüzbinlerce Müslüman, komşu Müslüman ülkelerden kalkan hristiyan uçaklarının attığı bombalarla ölmüştür.
Siyasal İslamcıların yaptıkları deli saçması tespitlerden biriside biraz önce yazdığım “HÜLAGÜ” konusudur. Onlara göre 13.YY dan sonra İslam Dünyası’nın en büyük gerileme sebebi “Hülagü Han” ve barbar Türkler’dir. Bu yorum, bilimsellikten uzak, son derece sığ ve tam anlamıyla aptalcadır. Şayet bir medeniyet sadece bir savaştan sonra bir daha belini doğrultamıyorsa, savaşın getirdiği yıkım değil o medeniyetin kendi içinde barındırdığı gerilemeye meyilli bir takım olumsuzlukların var olduğu gerçeğidir.
Şimdi 20 ve 21.yy da orta doğuda ki Müslüman toplumu hâlen, ısrarla ; A.B.D. ve İsrail devletlerinin çeyrek asırdır Müslümanları katletmesinden dolayı bu emperyalist devletlere gökten mucizevi bir belânın geleceğini hayâl ediyorlar. Evet, sadece hayâl ediyorlar ve sadece hayâl ettikçe yeni zulüm ve katliamlara uğruyorlar. Aklım erdiğinden beri, hatırladığım kadarıyla her halde on yaşlarımda, TRT haberlerinde Filistinlilerin, İsrail askerlerine taş ve sapanla mukavemet etmeye çalıştıklarını görürdüm. Şimdi aradan otuz küsür sene geçti. Şimdilerde soba borusuna benzer el yapımı beş para etmez roketlerle mücadele veriyorlar. Evet. İşte işin mayasında, özünde yobazlık varsa, otuz sene değil bin yılda geçse değişen hiçbir şey olmaz.
Aslında Müslüman ve Arap dünyası , 13.yy’a kadar aynı Hristiyan Avrupası gibi dogmatik ve ilerlemeye mani olumsuzluklardan kurtulmak ve bir Rönesans yapabilmek için kendi içinde bir çok bilgin ve felsefeci yetiştirmişti. Bunlar arasında Hallac-ı Mansur, Farabi, İbn-i Sina gibi felsefe ve bilim adamları sayılabilir. Ancak aynı günümüzde ki gibi uhrevi, gözle görülmeyen mistik şeylere inananlar, bu inançlarını dilediği gibi yobaz ağırlıklı yorumlayıp “tüm içtihat kapıları kapanmıştır, din yeniden yorumlanamaz” dedikleri için Dünya da değişen ve gelişen durum ve şartlar karşısında gittikçe gerilemiştir. Sonuçta İslam Dünyası ve Arap toplumu gittikçe gerilemiş, günümüzde geçtiğimiz yüzyıllardan daha beter bir konuma gelmiştir. Şöyle ki , artık emperyalist devletler orta doğuya direkt olarak kendi orduları ile girmek yerine bu sözde medeniyeti bir biri ile çatıştırıp, bu çağda birbirlerinin kafalarını kesecek kadar ilkel bir duruma sokmuş durumdadır. Öyle ise artık bir “İslam Medeniyetinden” söz edebilir miyiz ? İşte Siyasi İslamcıların anlamadıkları yahut anlamak istemedikleri dini inanç, his ve iman gücü ile bir medeniyetin kurulacağı yada başka medeniyetlere üstünlük kurulabileceği düşüncesidir. Bir inanış yada din, eğer insan gönlünü rahatlatıyorsa psikolojik açıdan bir yere kadar faydalıdır. Ancak bir yere kadar. Bu dogmatik inanışlar o insanın gönlünden çıkıp başka insanlara, toplumlara şu yada bu şekilde zorla dayatılıyorsa, hele de işin içine “Tanrı adına şiddet” kullanma yöntemleri giriyorsa, böyle bir toplumun mensuplarından ilerleme beklemek şöyle dursun, cinnet geçiren vahşi babun maymunlarına dönüşüp, geriye doğru bir evrimin başladığınızı görürsünüz.
Sonuç itibariyle Siyasal İslamcılık, Ulus-devletlerin köküne kibrit suyu dökmek isteyen, Dünya üzerinde ki büyük devletlerin diğer ulus devletlere karşı kullanabileceği en iyi maşa ve en maliyetsiz savaş yöntemidir.
Ulu önder ATATÜRK, tüm bu olanları sağlığında görmüş olacak ki , TÜRK’ü “etrak-ı bi idrak” diye yok sayıp, aşağılayan devşirme ve ümmetçi Osmanlı yönetimini ortadan kaldırıp, köleci ve ümmetçi toplum yerine küllerinden yeniden doğan çağdaş, çağcıl, üreten, düşünen ve ilerleyen medeni bir ulusu kendi üstün genetiğinden gelen dehasını kullanıp, bunu toplamda Türk milletinin gücü ile birleştirip tüm Dünyaya örnek olan BÜYÜK TÜRK DEVRİMİNİ gerçekleştirmiştir. Bu devrim, Dünyanın doğusundan, batısına, güneyinden, kuzeyine kadar ezilen tüm Dünya uluslarını derinden etkilemiştir.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin, tekrar ve yeniden TÜRK DEVRİMİ rotasına girmesi için ATATÜRK gibi düşünmek yeterlidir. O deli kan yine de her şeye rağmen damarlarımızda dolaşmakta , sadece taşıp, bendini aşacak o kutlu günü beklemektedir.

Saygılarımla

Kubilay Devrim

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s