TÜRKİYE DE VE DÜNYADA SİYASAL İSLAMCILIK – 2

Siyasal İslam’ın başarılı, bütünleştirici ve insancıl olamadığını anlamak için Osmanlı imparatorluğunun son yüz yılına bakmanız yeterlidir. Eğer sizin için bu son yüz yıllık zaman dilimi yeterli değil ise 1789 Fransız ihtilalinden ( sanayi devriminden ) sonra, Avrupa devletlerinin durum ve gelişimine bakmanızı, birde orta doğu devletlerinin durumlarını ( İslam Dünyası ) inceleyip karşılaştırmanızı tavsiye ederiz. Sanayi devriminden sonra Batı Dünyası sürekli gelişmiş, değişmiştir. Ancak İslam Dünyası sürekli gerilemiş, gerilemekle kalmayıp Batı Dünyasının sömürgesi haline gelmiştir. Batı Dünyası, 1.Dünya savaşı ve süresince Dünya’nın geri kalan bölümünü yoğun bir şekilde sömürürken peş peşe gelen devrimler, 1917 Rus devrimi, Çin devrimi ve bana göre bu güne kadar gerçekleşen en güzel ve nitelikli devrim Türk devrimi olmuştur. Bu devrimler ve özellikle Türk devrimi, tüm Dünyayı derinden etkilemiş, ezilen Dünya ulusları için örnek bir model olmuştur. Örneğin Libya, Cezayir, Mısır gibi orta doğu ve Afrika ülkeleri bu devrimlerden derin bir şekilde etkilenmiş teker teker emperyalist devletlerin sömürüsünden kurtularak bağımsızlığa kavuşmuşlardır. Peki bu devrimlerin öncesinde yani 1.Dünya savaşı başladığında ve savaş süresince Siyasal İslamcıların konumu ne idi ? Siyasal İslamcılar sadece Osmanlı’nın çöküş dönemlerinde değil bulundukları başka ülkelerde de emperyalist devletlere hizmet etmişlerdir. Günümüzde Mısır’ın saygın Profesör ve düşünürlerinden Samir Amin şunları söylemiştir ; “Siyasal İslam her zaman emperyalizme hizmet etmiştir” sözleri ünlüdür..
DÜNYA DA SİYASAL İSLAM MERKEZLERİ VE TÜRKİYE YE ETKİLERİ
Dünya üzerinde ki başlıca siyasal İslam merkezleri; Suudi Arabistan, Yemen, Mısır, Malezya ve İran’ı sayabiliriz. Şimdi bunlara ek olarak yönetimleri bir zamanlar daha laik olan Libya, Fas, Cezayir gibi orta doğu ve bazı Afrika ülkeleri de bu yobaz kervanına katılmak üzere olduklarını görmekteyiz. Kişisel görüşüm Siyasal İslamcılığın bir doktrin ve siyasete dönüşmesinin merkezi MISIR’dır. Tarih boyunca her zaman ve her şart altında Mısır, Türkiye’yi etkilemiştir. Bunun tam tersi olarak ne Mısır ne de başka bir Arap devleti Türkiye’ye benzemek istememiştir.
Siyasal İslam’ın merkezi olarak neden Mısır’ı seçtim? Bu ülkenin son yüz yılını araştırdığınız zaman beni daha iyi anlayacağınızı umuyorum. Bildiğiniz gibi Müslüman Kardeşler örgütü Mısır merkezli bir terör örgütüdür. Gizli ya da açıktan Dünya’nın hemen her yerinde örgütlü bir terör organizasyonudur. Kurucusu 1930 lu yıllarda yaşamış Hasan El-Benna ve onun devamı sayılan Seyyit kutup isimli kişilerdir. Bu iki isim İslamiyeti siyasi bir doktrin haline getirmiş, Mısır da iç savaş ve kaosa neden olmuşlardır. Daha önce Komünist görüşlere sahip olan Seyyit Kutup, Sosyalizm ile İslamiyeti sentezleyen bir görüşü savunmuştur. Hemen hemen tüm siyasal İslamcılar gibi oda Amerika ya gitmiş, bir süre bu ülkede yaşadıktan sonra ülkesine dönerek iç savaşa neden olmuştur. Esasında Siyasal İslam’ın Mısır kesiti başlı başına hacimli bir kitapla ancak anlatılabilir. Mısır da ki siyasal İslamcı Müslüman Kardeşler örgütü, Suudi Arabistan yönetiminin benimsediği katı sünni / selefi görüşe sahiptir. Mezhep tanımazlar. ( Mezhepsizdirler ) Bunların Türkiye de ki yerli uzantıları , “Biz aracısız Tevhid İslamını” savunuyoruz, bunun dışındakiler mürted ve kâfirdir derler. Mutlak suretle şiddeti savunurlar. Buda da cihat derler. Türkiye de siyasal islamın silahlı ya da silahsız bir çok kolları ve şubeleri mevcuttur. Ancak bunların içinde en etkili ve tehlikelisi şimdilerde devletin kılcal damarlarına kadar bir kanser virüsü gibi yayılmış olan, adına “paralel yapılanma” dedikleri dinci örgütlenmedir. Bir zamanlar bunlarla ortak hareket eden hükümet dahi bunların ne derece tehlikeli olabileceğini aralarında ki çıkar çatışmaları sonucunda öğrenmiş bulunmaktadır.
SİYASAL İSLAMCILARIN ÖRGÜTLENME METOTLARI
Bu güne kadar siyasal İslamcıların örgütlenme metotları üzerine bir çok kitap ve makale yayınlanmış olabilir ancak bizim için önemli olan bilgi ve bulgular bizzat bu örgütlenmelerin içinde şu ya da bu şekil de yer alıp sonradan bunların yanlış yolda olduklarını görüp ayrılan insanların sözlü ve yazılı açıkladıkları bilgilerdir. Buna en bariz örnek kendimi verebilirim. Hasbelkader orta okul 2.sınıfta tanıştığım siyasal İslamcıların karanlık Dünyalarını daha yakından tanımak ve anlamak için birkaç defa toplantılarına katıldım. Bir siyasi düşünce ve ideolojiyi anlamak için o ideoloji hakkında çeşitli kitapları okumanız tek başına yeterli değildir. Bizzat yaşamanız ve şahit olmanız gereklidir. Yaşadım ve şahit oldum. Sanıyorum 1987 yada 88 seneleri idi. Daha önce bir çok yazımda belirttiğim gibi aklı ve dimağı yeni yeni şekillenmeye başlayan gençliği etki altına almaya çalışan, lise ve üniversitelerde örgütlenmeye çalışan üç akım vardı. Birincisi aşırı sol dediğimiz içinde hiçbir milli unsurun olmadığı, Cumhuriyeti ve Atatürk’ü burjuvaziye indirgeyen bölücülüğe yakın akımlar. İkincisi dini kaynaklara dönmeyi kurtuluş sayan kökten dinciler. Üçüncü akım ise Kemalist / Milli Sol, Türkçü akımlardı. Ki ben bunlara toplamda MİLLİCİLER ismini koydum. Fakat 3.grup yani millicilerde derin çatlaklar vardı. Kendi aralarında milli bir birliktelik kuramadılar ve ulu önder Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet kazanım ve devrimlerini 21.yüzyıla taşıyamadılar. Cumhuriyet devrimlerinin üzerine yeni tuğlalar koyamadılar. Topluma gerçek , uygulanabilir projeler sunamadılar. Birlik olamadıkları içinde Türkiye de ki üç akımdan biri olan siyasal İslamcılık yükseldi, evrimleşti ve bu günkü şeklini aldı.
Siyasal İslamcıların selefi ( suudi arabistancı / vehhabi kolu ) nun katıldığım bir toplantısında grubun başını çeken lanet olasıca kişinin ( ki aynı okuldaydık ) söylediklerini ne bir eksik ne bir fazla aynen aktarıyorum. “Türkiye Cumhuriyeti devleti kafir ve dinsiz bir devlettir. Ancak rejimi çok güçlüdür. Bu rejimi yıkmak için gerekirse pkk ile dahi işbirliği yapmak bir zorunluluktur. Takiyye yapmak dinen mübah olan bir cihat yöntemidir. ( takiyye yapmak demek, gerçek amacını gizleyerek, gerçek amacına ulaşana kadar bir çok şeyi mübah sayma. Bana göre tanımı kısacası şerefsizlik ve hainliğin diğer bir adıdır ) Bir diğer sapık görüşleri ise şunlardır ; Bu devlet zaten kafir olduğu için yapabildiğiniz kadar vergi kaçırın, kaçak elektrik, devleti zarara uğratabilecek her türlü girişimde bulunun zira bu devlet meşru olmayan kafir bir devlettir. Bu devletin imamlarının arkasında kıldığınız namazlar geçersizdir. Cuma namazına gitmeyin zira İslam devleti olmayan bir devlette Cuma namazı geçersizdir ( dar-ül harptir yani kendilerini esir olarak kabul ediyorlar ) Yalnız bu bilgileri insanlara en az yedi, sekiz aşamadan sonra açıklıyorlar. Kişilerin zayıf yönlerini bulup beyinlerini işliyorlar. Bu sapkın ve hasta ruhlu kafa yapısına sahip olanlar bundan yirmi iki yıl önce 1993 de değerli yazar Uğur Mumcuyu otomobiline yerleştirdikleri bomba ile kalleşçe katlettiler. Aynı yıl Sivasta 33 kişi madımak otelinde yakılarak öldürüldü. Bunların dışında Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Çetin Emeç, Turan Dursun gibi yazar ve aydınlar o yıllarda yine bu sapkın , hasta ruhlular tarafından katledilmişlerdir.
Onları ilk tanıdığınızda asla şiddet yanlısı olmayan, son derece sakin ve yumuşak başlı kimseler olarak tanırsınız ama içlerine girdikçe gerçek yüzlerini görürsünüz. Siyasal İslamcılar özellikle 90 lı yılların başında masum gibi gözüken çeşitli STK’lar ( sivil toplum kuruluşları) yasal dernek ve vakıflar aracılığı ile örgütlendiler. Bunların görünüşte amaçları sadece yoksullara yardım etmek ve eğitim vermek gibi gözükse de , gerçekte Cumhuriyet rejiminin altını oymayı amaç edinmişlerdir. Siyasal İslamcıların toplumun iki katmanına nüfuz etme ve yerleşme çabaları vardır. Birincisi yoksul kesim, ikincisi tam tersi varlı kesim. Bunların ortasında ki kesim büyük oranda Cumhuriyetçi olduğu için bu kesime karşı yaptıkları yerleşme ve sızma çalışmaları başarısız olmuştur. Siyasal İslamcılar bu gün toplumun yoksul kesimine büyük oranda yerleşmiş, onların yoksulluk, çaresizlik, umutsuzluk gibi olumsuz koşullarını kullanarak önemli ölçüde taraftar bulmuştur. Siyasal İslamcıların iktidar partisi akp, son on iki yıldır uyguladığı sadaka ve kumarhane kapitalizmi ile üretmeden tüketen, borcu borçla kapatan, geleceği ipotekli, sorgulamayan, düşünmeyen bir manfaat toplumu meydana getirmiştir. Ancak böyle bir toplum çökmeye mahkumdur. Akp sadaka ekonomisi ile kumarhane kapitalizminden bir sentez oluşturarak, Amerikanın uyguladığı vahşi kapitalizme bile rahmet okutmuştur. Bu durum sürdürülemez. Siyasal İslamcılar aynı yoğunlukta olmasa da , toplumun varlıklı kesimi içinde de taraftar bulmuş, deyim yerindeyse “İslamcı burjuvalarını” meydana getirmişlerdir. Kurdukları İslamcı bankalar, İslamcı sermaye ve işletmelerle varlıklarını devam ettirmişler, bu kurumlarım maddi gücü ile Cumhuriyet rejimin altını oymak ve yıkmak için önemli mesafeler kat etmişlerdir.
Şimdiye kadar anlattıklarımız siyasal İslamcıların en bilinen örgütlenme biçimleriydi. Ancak göz ardı edilen ya da bilinmeyen bir örgütlenme şekli daha var. Kendi içlerinde çoğalma stratejisi.
Siyasal İslamcıların örgütlenme ve teşkilatlanma çalışmalarının en başında koşulsuz “biat” kültürü gelmektedir. Biat etmek sorgulamaksızın boyun eğme, kabullenme anlamına gelir. Buna göre siyasal İslamcı hücre ve teşkilatlarda esas olan biat’tir. Grubun başında ki imama kayıtsız şartsız biat edilir, uyulur. Hatta lider yani imam görünüşte dine uymayan bir iş yapmış olsa bile onun yaptığı günah sayılmaz. Çünkü o zahir de ( dış görünüşte ) yaptığı kötü görünse bile Batın da ( içsel manada ) yaptığı doğrudur. Bunu olgunluğa ulaşmamış müritler anlayamaz, imam anlar. Bu ve bunun gibi akıl ve mantık dışı sapkın fikirler dini bir lastik gibi her yöne çekilebilen, her kalıba uyabilecek sapkın bir ideoloji haline getirmektedir. İşte ATATÜRK, TÜRK DEVRİMİ ile hem dinin kullanılmasını engellemiş, hem de dini ileri de bu yönde kullanabilecek potansiyel kişi ve toplulukları tasfiye etmiştir.
SİYASAL İSLAMCILAR ÖRGÜTSEL BAĞLILIĞI NASIL SAĞLARLAR ?
Siyasal İslamcılar yazımızın başında belirttiğimiz gibi 90 lı yılların başında bir çok dernek, vakıf ve dershane gibi sivil toplum kuruluşlarıyla , özellikle Anadolu dan büyük şehirlere gelen yoksul gençlere çengel atarak , onlara ücretsiz kurs, barınabileceği yer gibi imkanlarla insanları avladılar. Bu yoksul gençler kendilerine tüm eğitimleri boyunca destek olan bu dinci hücrelere kendilerini borçlu hissederek ve ayrıca tüm sosyal çevresi de onlardan oluştuğu için eğitim sonrası hangi işi yaparlarsa yapsınlar bu hücrelerin emir-komutası altına girmektedirler. Bu siyasal dinci hücrelerin başında bulunan imamlar, yönetimi altında ki erkek üyeleri yaşamlarında daha önce bir kez bile görmedikleri bayanlarla zorla evlendirilmişlerdir. ( Dışlanma, elinde bulunan maddi imkânları geri alma, falakaya yatırılma gibi tehditler ) Bunlardan meydana gelen çocuklar azılı Cumhuriyet düşmanı olarak yetiştirilmişlerdir. Malum kişinin en az 3 çocuk yapın diye sıkı sıkıya tembihlemesi her halde bu yüzden olsa gerek. Bunların içinde bulunup bu şekilde zorla evlendirilen tanıdığım bir kişinin anısını yazmadan duramayacağım. “25 yaşında bir makine mühendisiydim. Bir gün şeyhim beni çağırdı ve – evladım yaşın geldi de geçiyor bile. Seni bizim cemaatten bir hanım kız ile evlendireceğiz, onu sana kapının eşiğinden sadece bir kez göstereceğiz ve kayıtsız şartsız onunla evleneceksin” şeklinde bir oldu bittiye getirildim ve evlendim. Beni ilk okuldan terk sadece hafız olan bir kızla evlendirdiler. Yıllar geçti boşandık ve cemaatten tümden ayrıldım. Ayrılırken çeşitli tehdit ve şantaj ile elimde olan tüm imkanlar alındı ve cemaatten tümüyle tecrit edildiğim gibi beni yayın organlarında her fırsatta hain, ajan gibi tanımlamalarla yaftalandım. Şeklinde anlatmıştır.
Şahsi kanaatim, siyasal İslamcılar Türkiye iç tehdit sıralamasında en üst sıralamada olmalıdır. Öncelikli tehdittir. 2.sırada ise bölücü etnik terör bulunmaktadır. Bu terör çeşidi en azından amaçları net olarak belli, hangi ülkeler tarafından desteklendiği, nerelerde üslendiklerini sokaktaki çocukların bile bildiği basit bir gerçektir. Milli bir hükümet, bağımsız ve güçlü siyasal kararlar alarak ve orduya geniş yetkiler vererek bu sorunun üstesinden gelebilir.
Ancak siyasal İslamcılık her devir ve ortamda şekil değiştirebilen güçlü bir virüs gibidir. Kullanılmaya müsaittir. Bu nedenle başta aydınlar, sosyolog ve psikologlar bunların tehlikelerini halka anlatmaları gerekmektedir.

.

Saygılarımla

Kubilay Devrim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s